İçeriğe geç

Bilim, kâinat ve insan hakkındaki araştırmalarını “derinleştirdikçe”, cehaletinin daha bir farkına varacaktır. Rene Guenon’un ifadesiyle, “Bilimin veya bilimcilerin önünde iki alternatif vardır: Ya bilimsel teorilerin farazî keyfiyetini kabul edip, hissedilir sabit gerçeğin dışındaki her çeşit kesinliği reddetmek ya da bu farazî keyfiyeti bir yana bırakıp, bilim adına öğretilen her şeye körü körüne inanmak.” İkinciyi kabul edemeyen günümüz bilim adamı birinciye yöneliyor; fakat çoğu zaman da gerçeği “fayda”ya ve “bilme”yi de “bilinemezliğe” indirgiyor. Birincisi devasız bir dert; ikincisi, bilimin gerçek hakkındaki bilgisizliğinin şahane bir itirafı. Artık, kimilerince bilimin değişmez ve sabit bir çatısının olması gerektiği ifade ediliyorsa da, çoğunluk hâlâ “agnostisizm-bilinemezcilik”te ısrar ediyor. Oysa bilim, sahasını aşmadığı ve kendi üstünde sabit bir gerçeğin bulunduğunu kabul ettiği zaman değerini bulacaktır ve bu gerçek de gün gibi ortadadır. Çünkü, “Mutlak olmaksızın izafî, değişmezlik olmaksızın değişme ve birlik olmaksızın çokluk mânâsız ve imkânsızdır.” Bilgi, ancak değişmezliğe ulaştığı zaman değiştirilemezlik kazanır; bu da, insanın üstündedir. Doğru/gerçek, insan zihninin ürettiği bir şey olmayıp, bütünüyle insandan bağımsızdır ve insana düşen, onu keşfetmek ve kavramaktır.

Metafizik Âlem

8