Modern bilimin bir diğer büyüsü ve cehaleti, âdeta yaratıcı mevkiine çıkardığı sebep-sonuç kanununda yatmaktadır. Evet, hâdiselerin meydana gelişinde ve kâinattaki oluşlarda sebepleri gözardı edemeyiz. Yağmurun yağmasının, suyun donması veya kaynamasının, canlı varlıkların neşv ü nema bulmasının kendilerine has sebepleri vardır. Fakat bu sebepler, bizatihi varlığı olan şeyler değildir; onlar, insan zihninin oluşlara bakarak vardığı birtakım neticelerden ibarettir ve dolayısıyla sadece nominal (zihnî, ismî) varlığa sahiptir. Hariçte var olmayan, hayatsız, bütünüyle cahil ve şuursuz şeyler nasıl, bırakın şu muhteşem kâinatın, tek bir hâdisenin bile varlığında veya meydana gelmesinde “yaratıcı” faktör kabul edilebilir?
Ayrıca, meselâ, bir ağacın meydana gelmesi için, o ağacın bitebileceği toprağa tohumu atılır; sonra bu tohum, gerekli rutubet, ısı, ışık ve havayı bulduğunda çimlenir; çünkü onda çimlenme, hangi ağacın tohumu ise, o ağaç olarak büyüme ve o ağacın meyvesini verme özelliği vardır. O tohumun ağaç olabilmesi için tohum, toprak, ısı, güneş, atmosfer, ışık, su, hava ve şekli, yörüngesi, günlerin ve mevsimlerin meydana gelmesi için güneşle ve diğer gezegenlerle olan münasebetleriyle yeryüzü, kısaca kâinattaki bütün unsurlar çok hassas dengeler ve ölçüler dahilinde el birliği yapar. Bir ağacın nasıl meydana geldiğini sadece meydana geliş süreci, sebepleri ve neticeleri ile açıklamak yeterli midir? Bu ağacın olması için, tohumdaki çimlenme ve kendi ağacını verme kabiliyetini, ağacın solunum yapabilme ve beslenebilme özelliğini, o ağaç için hemen hemen bütün kâinatın, kâinattaki bütün unsurların çok hassas dengeler çerçevesinde iş birliği yapması gerektiğini nazara vermeden, o ağacın varlığı izah edilebilir mi?