İçeriğe geç

Kanaat-i âcizanemce, bilimin Orta Çağlar ertesinde Avrupa’da gelişip dev bir teknoloji doğurarak bugünlere gelmesinin ardındaki en büyük faktör, Prof. Tawney’nin yukarıda anlattığı Orta Çağlardaki hayat anlayışının temelden değişmesinde yatmaktadır. Öncelikle Katolik Hıristiyanlığın yön verdiği bu anlayış, kadim Yunan’ın hazcı dünya ve hayat görüşüyle yer değiştirip, yavaş yavaş zenginleşen ve bir sınıf oluşturmaya başlayan burjuvazinin aristokrasiye ve onun ardındaki dayanak olarak gördüğü kiliseye, dolayısıyla Hıristiyanlığa baş kaldırması neticesinde meydana gelen, ayrıca coğrafî keşiflerle desteklenen ekonomik değişim, insanları tabiî olarak “diledikleri gibi yaşama”ya, “rahat bir hayat”a sürüklüyor ve böyle bir hayatın karşısında gördükleri dine de cephe almaya itiyordu. Gerek Batı’da bilimin gitgide materyalist yörüngeye oturmasında ve gerekse Türkiye gibi ülkelere bu yörünge üzerinde ithal edilmesinde en önemli sebep, insan tabiatında yatan, onun “karşı cinse, çocuklara, kantar kantar altın, gümüş ve paraya, salma güzel atlara, arabalara, kazanca ve kazanç vasıtalarına karşı duyduğu tutku”yu istediği gibi doyurma arzusudur. Kısaca, bilim, ne Batı’da insan tabiatından ve bilhassa o tabiatın bu yönünden bağımsız olarak ortaya çıkmış ve gelişmiş, ne de, diğer ülkelere bundan bağımsız olarak ithal edilmiştir. Yani, bilim doğruları bulma yönünde insana ve insan zihnine yön vermekten çok, insan tabiatının dünyevî yanı bizzat bilime yön vermiş ve neticede insan, bilimi, bu yanını âdeta tek gerçek saymada alabildiğine istismar etmiştir.

Bilimin Cehaleti

2