“Nebiler dahil, ehl-i keşif ve sahabe-i kiram arasında cinlerle görüşenler ise, büyük ölçüde onların temessülleriyle görüşüyor ve münasebet kuruyorlardı. Çünkü cinler, latîf bir madde ile zîşuur bir ruha sahip olup, bu iki unsurun bir araya gelmesiyle hâsıl olan ayrı bir buudu ihraz ederek, buudlarının hususiyetine göre temessülen ortaya çıkarlar. Bu arada, “aynalar”ın kabiliyetlerinin değişik temessüllere şart-ı âdî olması keyfiyeti de gözardı edilmemelidir.
Öte yandan cinler, madde âlemine ait “nâr” ve “mâric”den birtakım varlıklar olmakla beraber, tıpkı bizim gibi, maddeye kumanda eden bir ruha sahiptir ve şuurludurlar. Şuurlu olmaları yönüyle camid ve (bitki, hayvan) gibi diğer canlılardan ayrılıp, tıpkı bizim gibi idrak sahibi mükellefler arasına girerler.”
Cinlerin mahiyeti hakkında verilen doyurucu bilgileri, cinlerin temessülü ve Kur’ân-ı Kerim’de cinlerle ilgili âyetlerin meal ve yorumları takip etmektedir. Bu meal ve yorumlar çerçevesinde, cinlerin iman durumu, cinlere peygamber gelip gelmediği, geldi ise kendi içlerinden mi geldiği, yoksa insanlara gönderilen peygamberlerin onlara da mı gönderildiği, cinlerin Allah’ın emir ve yasakları karşısındaki durumu, ne kadar yaşadıkları, Ahiret’te maruz kalacakları hâller, insanlarla münasebetleri, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) cinlerle defalarca görüşmesi ve onları irşad etmesi, cinlerin iman ve küfürde ve bunlardan birinin hâkim olmasında insanlara tâbi olduğu, Hz. Süleyman’ın (aleyhisselâm) çeşitli işlerde kullanması ve ileride aynı şekilde bu kullanmanın benzer şekilde tekrarlanabileceği, cinlerle münasebet kurayım derken, onların sultası altına girenlerin durumu ve bunlardan nasıl korunulabileceği konularında doyurucu bilgi ve açıklamalar yapıldıktan ve gerekli irşadda bulunulduktan sonra, sıra şeytan bahsine geliyor.