İçeriğe geç

Görüldüğü gibi, bu maddelerin hepsi de ilk bakışta Müslümanların aleyhine gibiydi. Hele, bir Müslümanın tekrar Kureyş’e teslim edilmesini öngören madde, Müslümanları çıldırtacak bir madde idi ki, Hz. Ömer’in (radıyallâhu anh), Allah Resûlü’nün karşısına gelerek: “Sen Allah’ın Resûlü değil misin?” diyecek kadar feveranına sebep olmuştu. Allah Resûlü bu esnada dahi sükûnetini bozmamış ve Ömer’in (radıyallâhu anh) sorularına gayet soğukkanlı şöyle cevap vermişti:

Evet, ben Allah’ın Resûlü’yüm.

– Biz hak yolda değil miyiz?

Evet, hak yoldayız.

– Öyleyse bu zilleti niçin kabul ediyoruz?

Ben Allah’ın peygamberiyim ve Allah’a isyan edemem.

– Sen Kâbe’yi ziyaret edeceğimizi söylemedin mi?

Evet, söyledim. Fakat bu sene demedim.

Ömer (radıyallâhu anh) hızını alamamış ve Hz. Ebû Bekir’in (radıyallâhu anh) yanına gitmiş, ona da aynı şeyleri sormuştu. O da Allah Resûlü’nün verdiği cevaplarla mukabelede bulunmuştu.

Daha sonraları Hz. Ömer, bu hâdiseyi her hatırlayışta ızdırapla iki büklüm olur ve nedamet yutkunurdu.. kim bilir, bu yolda, ne sadakalar vermiş, ne oruçlar tutmuş ve ne istiğfarlarda bulunmuştu! Evet O, dediğine binlerce defa pişman olmuştu.15

9. Ebû Cendel (radıyallâhu anh)

Sadede dönüyoruz: Süheyl’in İslâmiyet’i henüz yeni seçen oğlu Ebû Cendel’in, o esnada ayağındaki prangaları sürüye sürüye gelişi bardağı taşıran son damla olmuştu. Ebû Cendel bitkin bir vaziyette oraya gelmiş ve kendisini Allah Resûlü’nün önüne atıvermişti. Bu manzaraya sahabeden hiçbirinin yüreği dayanmamış ve hepsi hıçkıra hıçkıra ağlamıştı. Süheyl: “Anlaşmanın geçerli olması için ilk şart oğlumun bana iadesidir.” dedi.

121