Konaklanan yerde sadece bir kuyu vardı ve kuyuda da su yoktu. Susuzluk ciddî bir tehlike arz etmeye başlayınca, sahabe Allah Resûlü’ne müracaat etti ve ne yapmaları gerektiğini sordular. Allah Resûlü kendi sadağından bir ok çıkarıp ashaba verdi ve bu oku kuyunun dibine saplamalarını istedi. Derken okun saplandığı yerden su fışkırmaya ve kuyu yükselmeye başladı. Bu başka değil, ancak bir mucizeydi. Cenâb-ı Hak, ashabın çok muhtaç olduğu bir zaman ve zeminde, Peygamberi’nin eliyle, inananlara bir mucize daha göstermişti. Herkes bu sudan içti, abdest aldı, kaplarını doldurdu ve artık su sıkıntısı kalmamıştı.2
2. Elçiler
Huzaa kabilesi, Müslümanlığı kabul etmemekle beraber Müslümanlarla müttefik idiler. Mekkelilerin hazırlıklarını onlar da duymuşlardı. Birkaç kişi gelip, durumu Allah Resûlü’ne haber verdiler. Heyet arasında Büdeyl b. Verkâ da vardı. Bu zat ancak Mekke’nin fethinden sonra Müslüman olmuştu. Efendimiz, bu zata itimat ettiği için, onu Mekkelilere göndermiş ve gayesinin sadece umre olduğunu onlara bildirmesini emretmişti.
Büdeyl, Mekkelilere Allah Resûlü’nün mesajını iletti. Urve b. Mesud es-Sakafî de dinleyenler arasındaydı. Söylenenleri gayet mâkul bulmuştu. Gidip Allah Resûlü’yle görüşmek teklifini ileri sürdü ve Mekkeliler onu böyle bir vazife ile Allah Resûlü’ne gönderdiler.3
3. Değişen İnsanlar