İçeriğe geç

Bu mevzuda Ümm-ü Seleme Validemiz’den gelen bir rivayet vardır: Efendimiz, evrâdını, nafilelerini, hatta âdet edindiği ibadetlerinin hiçbirini terk etmezdi. Şayet geceyi ihya edememişse kalkar, namazla-niyazla gündüzü nurlandırırdı. Bu cümleden olarak, bir gün misafir heyetler bastırdı ve öğlenin son sünnetini kılamadı. Derken ikindi oldu ve mescidde ikindi namazını eda ettikten sonra hücre-i saadete çekilip, öğlenin geçen son sünnetini kıldı. Ümmü Seleme Validemiz: “İkindiden sonra namaz var mı?” diye sordu ve şu cevabı aldı. “Gelen heyet, beni meşgul etti. Öğlenin son iki rekâtını kılamadım; eksik kalmasın diye şimdi kıldım.”12

İhtimal, Zeyd İbn Halid el-Cühenî’nin, Efendimiz’den gördüğü de, bu veya buna benzer bir vak’aydı. Evet, bu fıkhî meselenin menşei her ne olursa olsun, önemli bir hususu hatırlatmakta ki o da, sahabe-i kiramın her ferdinin sünnet mevzuunda gösterdiği derin hassasiyettir.

Sünnet mevzuunda son derece hassas olan Hz. Ömer (radıyallâhu anh), secdedeyken hançer yemiş ve öyle bir yolla Rabbisine yürümüştü. Son dakikaları ki O’nun o vaziyetini en iyi anlatan “Nabzıma el vurdu binbir tabîbân / Dediler, derman yok buna, ne çâre?” mısralarıydı. İşte, o esnada: “Yâ emîre’l-mü’minin, yerine birini tavsiye eder misin?” dediklerinde, verdiği cevaplar, onun nasıl bir sünnet kahramanı olduğunu göstermesi bakımından çok mânidardır: “Eğer yerime birini bırakacak olursam, gerçek şu ki, benden hayırlı olanı da bırakmıştı; bırakmayacak olursam, benden hayırlı olan da bırakmamıştı.”13

377