İçeriğe geç

Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayat-ı seniyyelerinde teşyî’ buyurdukları en son seriyyeleri, Üsame Seriyyesi olmuştu. Mübarek hayatlarının son günlerinde, Roma üzerine göndermeyi kararlaştırdığı ordunun kumandanlığına, “Evlâdım!” deyip evinde büyüttüğü Mute kahramanı Zeyd İbn Hârise’nin o çok sevdiği ve kucağında büyüttüğü oğlu Üsame’yi getirmiş ve kendisine: “Allah’ın ismi ve bereketiyle babanın öldürüldüğü yere kadar git ve oraları atlarına çiğnet!” buyurdu.2

Üsame’nin emrine verilen bu ordu içinde, Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman gibi namlılar da vardı. Ordu hareket etmeden önce Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) rahatsızlanmışlardı. Medine dışında hareket hazırlıkları yapılıyordu ki, hastalığın ağırlaştığı duyuldu…

Bunun üzerine, Üsame sancağı getirip O’nun kapısının önüne dikti ve huzura girdi. Efendimiz artık konuşamıyordu. Üsame diyor ki: “Ellerini semaya kaldırdıktan sonra üzerime indirdi. Bana dua ediyor olduğunu anladım.” Bu esnada Efendimiz’de biraz iyileşme emareleri belirince, Üsame yola çıkmak üzere ayrıldı. Ama, tam orduya hareket emrini verdiği sırada idi ki, Güneş’in, İki Cihan Güneşi’nin gurubu haberiyle her yan inledi.3

Evet, Üsame’yi Mute’ye gönderen artık gitmişti. Gitmişti ama, arkasında, davasını, eserlerini, mirasını bihakkın, arızasız, kusursuz temsil edecek insanlar bırakıp öyle gitmişti. Hz. Ebû Bekir halife seçilince, o yanık sinelerin iniltileri arasında hemen bu işi ele aldı. Öyle kritik bir andı ki, vefat haberi sağda-solda duyulur duyulmaz, bazı yerlerde irtidat hâdiseleri baş göstermişti. Müseylimetü’l-Kezzab, Esvedü’l-Ansî ve daha niceleri Efendimiz henüz hayatta iken, peygamberlik iddiasıyla ortaya çıkmışlardı. Bunlar, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) vefat haberini alınca, her tarafta fitne ateşlerini körüklemeye başladılar.

372