Umûmî mânâda, nebi olsun veli olsun, safiy olsun mukarreb olsun, herkes bu âyetin şümûlüne dahildir. Ancak, Efendimiz’in rihletlerinde, kızı Hz. Fatıma, Hz. Ebû Bekir’den babasının mirasını almaya geldiğinde, Resûlullah’ın Halifesi (radıyallâhu anh) kendisine, Resûlullah’tan duyduğu şu hadis-i şerifi okudu: إِنَّا مَعْشَرَ الْأَنْبِيَاءِ لَا نُوَرِّثُ، مَا تَرَكْنَاهُ صَدَقَةٌ“Biz peygamberler topluluğu geriye miras bırakmayız. Bizim bıraktığımız, ancak sadakadır.”11 Bu hadis-i şerifiyle Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Kur’ân’ın umûmî bir hükmünü tahsîs etmiş olmaktadırlar.
Aynı şekilde: اَلْقَاتِلُ لَا يَرِثُ“Kâtil mirasçı olamaz.”12 hadisi de, kâtilin mirasçı olamayacağını, meselâ, babasını öldürenin babasından, amcasını öldürenin amcasından, dayısını öldürenin dayısından, kardeşini öldürenin de kardeşinden miras alamayacağını hükme bağlayarak, Kur’ân-ı Kerim’in mirasla alâkalı umumî hükmünü bu noktadan tahsîs etmiştir.
4. Sünnetin Bazı Ahkâmı Takyîdi
Sünnet, Kur’ân-ı Kerim’in mutlakını takyîd eder. Meselâ, Kur’ân-ı Kerim’de: وَالسَّارِقُ وَالسَّارِقَةُ فَاقْطَعُۤوا أَيْدِيَهُمَا جَزَۤاءً بِمَا كَسَبَا نَكَالًا مِنَ اللّٰهِ“Erkek ve kadın hırsızın, yaptıklarının karşılığında bir ceza ve Allah’tan ibret verici bir ukûbet olmak üzere ellerini kesin!”13 buyrulur.
Bu mutlak bir emirdir. Ancak, hangi şartlarda ve ne miktarda hırsızlığın böyle bir ceza ile tecziye edileceği açık olmadığı gibi, elin neresinden kesileceği de açıkça belirtilmemektedir. Kur’ân-ı Kerim’in abdest âyetinde: “Ellerinizi dirseklerinize kadar yıkayın.”14 buyrularak, kolun en azından dirseklere kadar olan kısmı “el” kelimesinin şümûlüne dahil edilmektedir.