Namaz gibi, hac menâsikini tafsîl eden de yine sünnettir. Vâkıa Kur’ân-ı Kerim, bir iki yerde meseleyi ele almış ve bir hayli izah etmiştir ama, bu yerlerde anlatılan, menâsik-i haccın sadece bir kısmıdır. Hac menâsiki büyük çoğunluğu itibarıyla, sünnetle tafsîl edilmiştir ve bu menâsikin hadis yörüngeli olanı, Kur’ân’la anlatılanın kat katıdır. O, hayatında bir defa hac yaptı. “Veda veya Vida Haccı” denilen ve ashabıyla müvâdeayı (vedalaşmayı) ifade eden bu haccında O, bizzat bindiği merkûbun üzerinde ve herkesin görebileceği şekilde menâsiki îfâ buyurdu. Rehber-i Küll ve Mukteda-yı Ekmel olarak, her şeyi hem söyledi hem de fiilen gösterdi. O kadar ki, oruçlu olup olmadığını iş’âra varıncaya kadar, haccın bütün menâsikini gözler önüne serdi. Sonra da: خُذُوا مَنَاسِكَكُمْ“Menâsikinizi alın.”9 diyerek söz ve davranışlarının teşrîdeki yerine dikkati çekti. Şüphesiz, Kur’ân-ı Kerim, eksik gelmemişti ama, Hz. Muhammed Mustafa (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile, yani tebliğcisi ve müfessiri ile kendisini insanlara takdim edecek, anlatacak, haşiyelere açık bir derinlikle gelmişti.
3. Sünnetin Bazı Hükümleri Tahsîsi
Kur’ân-ı Kerim’de mirastan umûmi olarak bahsedilir ve:
يُوصِيكُمُ اللّٰهُ فِي أَوْلَادِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْأُنْثَيَيْنِ“Allah size çocuklarınız hususunda vasiyette bulunuyor.” (Hakikî mânâsı itibarıyla, farz kılıyor): Erkeğe, iki kadının payı kadar vardır (yani, erkeğe iki, kadına bir hisse verilir).”10 buyrulur.