Netice itibarıyla diyebiliriz ki, bu düşünce tarzı, düşünceyi bu şekilde ifade etme ve herkese karşı saygılı olma, ileride inananları gerçek birliğe ve vahdete götürecektir. Yoksa herkes, “Gel, bizim evde birleşelim!” düşüncesine saplanıp kalır ve birleşme noktası olarak kendi iklimini tasavvur ederse, kat’iyen bir vahdet sağlanamaz ve sulh çizgisi oluşturulamaz. Aksine, şiddetli “Gel!” arzusuna mukabil daima reaksiyon oluşur ve bu bağnazca isteğe karşı verilecek cevap da hep “Hayır!” olur. Öyleyse inananlar, هُوَ حَقٌّ demeli, هُوَ الْحَقُّ dememelidir. هُوَ حَسَنٌ demeli, fakat هُوَ الْحَسَنُ dememelidirler, yani “Güzel ve hak sadece benim yolum ve yöntemimdir.” dememeli, başkalarına da hak tanımalı, onlara da bir güzellik atfetmelidirler. Bununla beraber bir kere daha ifade edelim ki, her bir mü’min herhangi bir ayrılığa ve iftiraka sebep olmayacak şekilde kendi yolunu en güzel görme hakkına da sahip olmalıdır ki, mesleğinden istifade edebilsin. Yoksa yürüdüğü yolda vicdanıyla beraber olamaz.
191 Bediüzzaman, Sözler s. 784 (Lemeât).