Bu hadisten de anlaşılıyor ki, Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) sırtını çeviren, ashab ipinden de kopmuş, düşmüş demektir. Öyleyse Efendimiz, “Ashabım yıldızlar gibidir.” dediği zaman, Kendisini görmüş, sohbetini dinlemiş ve O’na tâbi ve ahd ü peymânına da sadakat içinde bulunan ve bu çizgide ruhunu teslim eden kimseler anlaşılır. İşte bu çizgideki ashab, iktida edilecek ashabtır (radıyallâhu anhüm ecmaîn). Herhangi bir sahabiyi, yaptığı farklı içtihattan dolayı tekfir edenler ve Hâricî güruhuna katılanlar ise bunların dışındadır.
Soruda da işaret edildiği gibi, ashab-ı kiram arasında içtihat farkı ve değişik mülâhazalarla birbirlerine karşı ilan-ı harb etme gibi bir durum da olmuştur. Onlar hak bildikleri meselenin müdafaasını yapma uğrunda, icabında hak adına kendilerini feda edebilmiş ve muharebeyi göze almışlardır. Bir tarafta ashab-ı kiramın çoğunluğunun biat ettiği bir zat imam iken, başka bir yerde bir zatın kendisine biat ettirip imamlığını ilan etmesine karşı, dinin bir emri olarak –muharebe dâhil– o mutlaka ikna edilecek ve hizaya getirilecektir. Çünkü bir yerde iki imam olamaz. Sahabe arasında işte bunun kavgası olmuştu. Ne var ki, onlar bir araya geldikleri zaman yine anlaşmış ve kaynaşmışlardı. Nitekim Hazreti Ali’yi seven bizler, Hazreti Muaviye’yi de seviyor ve onu, vereceği hesap varsa Allah’a (celle celâluhu) havale ediyoruz.