Allah’ın (celle celâluhu) Kâbız ve Bâsıt isimleri gece ve gündüz gibi birbirini takip eder. İnsanın kalbi de bu sahil ve bu ufuktadır, oradan gelen şeylerle müteessir olur. Esas kulluk da kabz hâlinde yapılan kulluktur. İbadet ü taat neşesinden mahrum kalınan bir anda yapılacak bir kulluktan insan bire on, bire yüz, hatta daha fazla sevap kazanabilir. Ama bast hâlinde kendi zevk ve lezzetlerini de yaşarken yapılan kulluktan belki o kadar sevap elde edemeyebilir. Mü’min, inişli çıkışlı bu yolda kabz hâli-bast hâli demeden mütemadiyen yürümelidir ki, bu onun sadakatinin ifadesidir.
Hayatımızın değişik dönemlerinde hepimiz az-çok kabz hâli yaşarız. Hiçbir zâhirî sebep yokken içine girdiğimiz bir atmosferin tesirinde ruh semamızın bütün yıldızları dökülür. Bunun sonucunda da kalbde bir sıkışma meydana gelir. Ağzımızda bunun tatsızlığını hisseder, âdeta tuz yemiş gibi oluruz. Fakat sabredersek bu hâl gelip geçicidir. Zira, âyette de açıkça belirtildiği gibi, “Her zorluktan sonra bir kolaylık vardır.”127
127 İnşirah sûresi, 94/5.