Sevgi kahramanları iyi düşünüp taşınmalı ve mutlaka dünyanın her tarafına gitmeli, Hak ve hakikati muhtaç gönüllere ulaştırmalıdırlar. Bu sayede dünyanın değişik yerlerinde, şu anda insanlara ütopya gibi gelebilecek, evrensel insanî değerlere saygıyla dopdolu bir yapıya sahip fert, aile ve toplumlar meydana gelecektir. Bu adanmışlar, Müslüman diliyle İslâm’ı anlatırken, davranışlarıyla da onu yaşamak ve insanlara nümune-i imtisal olmak zorundadırlar. Bunun için de onlar, ubûdiyetlerinde, tefekkürlerinde, anlayışlarında, muamelelerinde, ticaretlerinde ve içtimaî münasebetlerinde, Şark’ı ve Garb’ı; Şarklıyı ve Garplıyı hayran bırakacak bir seviye insanı olmalıdırlar. Ancak bu sayede, insanlara bu hâl ve davranış dili karşısında ütopik gibi gelen bir insanlık anlayışı gösterilebilecektir. Örneklerin kendi içinden verilmesi çok önemlidir. Birbirinden kopuk ve münferit fertlerin söyleyeceği söz ne kadar parlak olursa olsun inandırıcı olmayacaktır. Çünkü insan, لَيْسَ الْخَبَرُ كَالْعِيَانِ“Kulakla işitilen, gözle görülen gibi değildir.”50 fehvasınca haberden daha ziyade gözle gördüğü şeye itimat eder. O yüzden ağzımız Kur’ân-ı Kerim’i okurken hâl ve tavırlarımızla onu yaşarsak sair dinlerin sâlikleri, küre-i arzın değişik kıtaları grup grup İslâmiyet’e dehalet edecek, “İnsanların kafile kafile Allah’ın dinine girdiklerini gördüğün zaman…”51 müjdesi de kemal-i ihtişamla zuhur edecektir.
Aslında bu mesele, çoklarınca unutulmuş evrensel insanî değerler adına çağa göre bir ba’sü ba’de’l-mevt hâdisesidir.
50 es-Suyûtî, el-İtkân 2/346; el-Aclûnî, Keşfü’l-hafâ 2/219. Yakın ifadeler için bkz.: Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 1/215, 271; İbn Hibbân, es-Sahîh 14/96.
51 Nasr sûresi, 110/2.