İçeriğe geç

Aklı ve idrakiyle hakikate yaklaşan, hakikatin yüzünden perdeyi kaldıran pek çok büyük insan vardır; ilk devir Atina feylesoflarından Sokrates’i bunlar arasında saymak mümkündür. Şayet Sokrates ilâhî âlemden gelen meltemlerden habersiz, bulduğu ilâhî hakikatleri, aklı ve idrakiyle bulduysa, aklın ve idrakin hakkını vermiş demektir.

Aynı şekilde Brahman, ortaya koyduğu fikirleri aklıyla bulmuş ve Allah’a (celle celâluhu) yaklaşmışsa aklın ve idrakin hakkını vermiş demektir. Paskal, aklıyla riyaziye ve astronomiyle iştigal ederek Allah’a yaklaşmış ve feza-i ıtlakı seyrederken kendinden geçerek vecd içinde hıçkıra hıçkıra ağlamışsa o da donanımının hakkını yerine getirmiş sayılır. Bergson, aklıyla Allah’ı bulmaya çalışmış ve Marksizm’i sorgulamışsa, o da öyledir. Bergson, Marks’ın materyalizmini yıkmak üzere âdeta Destgâh-ı Kudret (Kudret Tezgâhı) tarafından veya içtimaiyatçı olma nokta-i nazarıyla Batılılar tarafından doğrudan doğruya alternatifini oluşturması suretiyle Marksizm’e karşı bir ekol olmuş ve aklıyla Allah’a çok yaklaşmıştır. Descartes mektebi ve onun takipçileri Leibniz gibi kimseler, akıllarıyla Allah’a yaklaşmış ve hatta bazıları mistik seviyede birer Hıristiyan olmuştur. Buradan anlaşılmaktadır ki, aklî yoldan dahi bir kısım hakikatlere ulaşılabilmektedir. Ancak gerçek hakikatin yüzünden perdeyi kaldırıp onu kendi kâmet-i kıymeti içinde sunacak yalnız nübüvetin ışığıdır.

Her mesele, kâinatı, eşya ve hâdiseleri tanzim eden Allah (celle celâluhu) tarafından vuzuha kavuşturulursa vuzuha kavuşur; orada bulanıklık ve zulmânilik kalmaz. Her şey aydın ve nuranî olur. Akılla insan ne kadar ileriye giderse gitsin haşir, neşir, Cennet ve cemalullah gibi meseleleri çözemeyecek ve nebinin ders kürsüsü önünde dize gelme mecburiyetini duyacaktır. Aksi takdirde yanlış izahlara düşmekten kurtulamayacaktır.

Meseleyi, Hazreti Gazzâlî’nin ve Bediüzzaman’ın bu mevzudaki mütalâalarına havale ederek şimdilik bu kadarlıkla iktifa etmek istiyorum.

97