İçeriğe geç

Cenab-ı Hak, Kur’ân’da zikrettiği esmâ-i hüsnâsı ile fezlekeler hâlinde eşya ve hâdiselerin içindeki gizli kapıları bize açmaktadır. Bu sayede bizler de Allah’ın talim ettiği esmâ mevzuunda, belli ölçüde de olsa, malumat sahibi olmaktayız. Öyleyse esmâ bütün kâinatta eşya ve hâdiseler olarak rengârenk ve çeşit çeşit akan hâdiselerden her birerlerinin dalgalanmasına mukabil bu dalgalanmayı meydana getiren şe’n-i Rubûbiyetin, –tabir caizse– mukaddes bir keyfiyetin adıdır ki bu, Zât’ında vardır ve Allah bunu bize talim etmiştir. Biz bu mevcuda tercüman olur ve “Allah’tır gerçek ilâh! O’ndan başka yoktur ilâh. O (celle celâluhu), görünmeyen ve görünen her şeyi bilir. O Rahman’dır, Rahîm’dir. Allah’tır gerçek ilâh, O’ndan başka yoktur ilâh. O Melik’tir, Kuddûs’tür, Selâm’dır, Mü’min’dir, Müheymin’dir, Azîz’dir, Cebbâr’dır, Mütekebbir’dir. Allah, müşriklerin iddialarından münezzeh ve yücedir. Allah o gerçek ilâhtır ki, O Hâlık’tır, Bârî’dir, Musavvir’dir… Hâsılı, en güzel isimler ve vasıflar O’nundur. Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi O’nu tesbih ve tenzih eder. O, Azîz’dir, Hakîm’dir.”83 deriz. İşte bunlar bir kısım esmâ-i ilâhiyedir. Allah, esmâsıyla malum, sıfatlarıyla muhat, Zât’ıyla mevcud-u meçhuldür. Esmâ-i ilâhiye sıfatlara, sıfatlar ise şe’n-i Rubûbiyete dayanır.

Mesela Allah, “Kâdir – gücü yetendir.” Bu, kudrete dayanır. Allah’ın “gücü yetme” sıfatı vardır. Bu da ondaki bir şe’ne delâlet eder, bakar. Bizdeki kabiliyetler, şe’ne, gölge türü bir misaldir. Aslında, Allah’ta bulunan evsafa kabiliyet denilemez. Zira o, mukaddes bir şe’ndir.

82 Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 1/391, 452; İbn Hibbân, es-Sahîh 3/253; el-Hâkim, el-Müstedrek 1/690.

83 Haşr sûresi, 59/22-24.

136