İkincisi ise, biraz daha objektiftir ve ön yargısız her insan için geçerlidir. Bu yolda her insan, eserden müessire giderek, Allah’ın eserlerini izleyebilir. Çöldeki bedevî, bu yolla Allah’a ermiş ve bu gerçeği, “Yerdeki ayak izleri bir yürüyene, deve tersi de oradan bir devenin geçtiğine işaret ederken, vadi vadi yeryüzü, burç burç sema ve dalga dalga deniz, Latîf ve Habîr olan bir Allah’ın varlığına işaret etmez mi?..” ifadeleriyle gayet veciz şekilde resmetmiştir. İşte bu da şeriat kitabının, âyât-ı tekvîniyenin tetkiki ve teemmülüdür. Bununla başlar, sonra vicdanda sonsuzluğa kadar derinleşir ve insan her an Allah’ı (celle celâluhu) kendisiyle beraber duyar ve hisseder.
Allah (celle celâluhu) sakatatımızı af buyurup bizi duyguda, düşüncede sırat-ı müstakime hidayet eylesin…
[1] el-Gazzâlî, İhyâu ulûmi’d-dîn 3/15, 5/212; ed-Deylemî, el-Müsned 3/174.