Batı’da da Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) tanımamalarına rağmen vicdanlarında aynı hakikate ulaşan kimseler olmuştur. Mesela, bunlardan biri, bir mânâstırın menfezlerinden semayı seyredip yer yer kendinden geçen, bayılan, çok defa başkaları tarafından uyarılan Pascal’dır. Pascal önceleri matematik ile meşgul olur, daha sonra ise kendisini astronomiye verir. Elindeki iptidaî teleskoplarla sema yüzünü seyreder ve çoğu zaman o teleskopla semanın derinliklerini incelerken hıçkıra hıçkıra ağladığı görülür. Kant ise, “Ben, Allah’ın azametine uygun inanabilmek için, kitaplarda okuduğum her şeyi arkama attım ve o zaman Allah’ı buldum.” der. Bergson’a gelince o, inançla alâkalı yazılan şeylerin çoğuna kulak asmaz. Hatta kâinat kitabına da çok fazla iltifat etmez ve şunları söyler: “Vicdanımın bana anlattığı Allah’ı, ne bir velînin beyanı, ne de kâinat kitabı ifade edemez. Vicdanımda onu öyle duyuyorum ki, bunun dışında her şey onun yanında sönük kalır.” Aslında İbrahim Hakkı Hazretleri de, “Sığmam dedi Hak arz u semaya, kenzen bilindi dil madeninden” derken bu hakikati ifade eder.