İlimlerde kalb-kafa izdivacı
Soru: Günümüzde İslâm’a hizmet, öncelikle İslâmî ilimleri mi, yoksa tabiî ilimleri öğrenmekle mi daha iyi yapılır?
Her Müslümanın –derecesine göre– ilim öğrenmesinde zaruret vardır. Ancak bu ilimler arasında farz-ı ayn olan (tek tek her ferde düşenler) ilimler olduğu gibi, farz-ı kifâye olan (bazı kimselerin yapmasıyla diğer kimselerin üzerinden düşen) ilimler de vardır. Mesela kişinin, dinî hayatını, Resûl-i Ekrem’in getirdiği çerçeve içinde muhafaza edecek kadar dinî ilimleri öğrenmesi farz-ı ayndır. İman nasıl olur ve nasıl rüsuh bulur? İman edilmesi gereken esaslar nelerden ibarettir? Namaz, oruç, hac, zekât vs. gibi ibadetler nelerden ibarettir ve bunların eda şekilleri nasıldır? Dahası hikemiyatları nelerdir? Evet, her mü’minin bunları bilip hudû ve huşû içinde ibadet ü taatini yapması farzdır. Ancak bazı mü’minlerin tıp ilmi okumaları, bazılarının askerlik sanatına vâkıf bulunmaları, bazılarının hendese ve diğer fünûn-u müsbeteyi tahsil etmeleri, bu mevzuda hiçbir nas olmadığı iddia edilse bile maslahat-ı mürsele ve istihsan açısından zaruridir.
Müslümanların, onur ve izzetleriyle İslâm milleti ve devleti olarak pâyidâr olabilmeleri ve ayakta durabilmeleri için fünûn-u müsbete ile mücehhez olmaları şarttır. Öyleyse neslimiz ve devrimizin insanı, bir büyüğümüzün ifadesiyle, kafasını devrin fünûn-u müsbetesiyle, kalbini de ulûm-u imaniye ve Kur’âniye ile tenvir etmelidir.[1] Kalb ve kafa izdivacı yapıldığı takdirde nesebi sahih terkipler, komprimeler, devrini anlama, irşad, halka nüfuz etme ve insanların gönlüne taht kurup oturma imkânı doğacaktır. Bu sebeple bir mü’min, her iki alanla alâkalı hususları çok iyi bilmelidir. Bu aynı zamanda irşad, tebliğ ve kendi milletimiz için de, hayat-ı içtimaiyemizde olması gereken hayatî bir mevzudur.