Vicdan da insanı Allah’a götüren delillerden biridir. İnsan, elest bezminde أَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” hitabına karşı verdiği بَلٰى “Evet, Rabbimizsin!” (A’râf sûresi, 7/172) cevabını vicdanında duyabilir. Esasen vicdanda acz u fakr mülâhazasına bağlı engin bir ihsas kabiliyeti vardır. O, bast hâlinde inşirah ve şevk, kabz hâlinde ise dış şartlarla izah edilmeyecek şekilde fevkalâde bir kasılma ve büzülme hissi uyarır. O, bunlarla insanın Allah ile sımsıkı alâkalı olduğunu gösterir. Ne var ki, insanlar bunu çok defa sezemeyebilirler. Bizde olduğu gibi Batı’da da çokları bu yolla Allah’a yürümüş ve O’na inanmışlardır. Bizde İmam Gazzâlî Hazretleri âfâkî-enfüsî her yolu denemiş, Hakk’a her yolla yürümüş ve bunlarla Allah’a varma gayreti içinde olmuş; daha sonra ise vicdanını dinlemeyi, kalbinin ilhamlarına kulak vermeyi ve o yolla Cenâb-ı Hakk’ın mârifetine ulaşmayı seçmiştir. İmam Rabbânî ve Bediüzzaman gibi pek çok ehlullah da bu yolda yürümüşlerdir.
Evet, müessirden esere yürümek vuslatta önemli bir yoldur, zira kalbde yanıltmayan bir musaddık vardır. O, dıştan gelen her şeyi tasdik etmekte, her şeyi derûnundaki mânâya göre değerlendirmekte, hatta zaman zaman eşyayı bütünüyle görmekte veya eşyayı, Allah’ın (celle celâluhu) isimlerinin cilvelerinin dalgalanması şeklinde duymaktadır.