İçeriğe geç

Makam ve mevki itibarıyla belirli yerlere gelmiş, ilim yönünden de oldukça seviyeli insanların çizgi değiştirmeleri oldukça zordur. Meselâ ben, babamın Nur hakikatlerine teslim olmasını her zaman takdirle yad etmişimdir. Zira babam, benim hem hafızlık, hem Arapça hocam olduğu gibi, aynı zamanda benim evliyâ ve asfiyâ ile tanışmamı da sağlayan kişidir. Gerçi ben de ona karşı büyük bir saygı göstermiş; meselâ hayatı boyunca hiç onun gölgesine ayağımı basmamış ve –cami kürsüsünde konuştuklarım hariç– onun yanında sarfettiğim sözler yüz cümleyi geçmemiştir. Ama iman ve Kur’ân hakikatleri mevzuunda ben yarım adım önde tanıma şerefine ermiştim. O, yarım adımı aştığı gibi beş adım da öne geçti. Ben, Nurların aydınlık dünyasıyla tanışınca, babama okuması için “İktisat Risalesi”ni vermiştim. Çok kuvvetli bir hafızası vardı. Birkaç gün sonra görüştüğümüzde İktisat Risalesi’ni âdeta ezbere okuyor ve “Eyvâh! Biz şimdiye kadar şu yol-bu yol derken boşuna gezmişiz, meğer yol bu imiş.” diyerek büyüklüğünü ortaya koyup hem çocuğu hem de talebesi konumunda olan biri vasıtasıyla tanıdığı Nurlara talebeliği kabul ediyordu. Bu kabullenme oldukça zor bir hâdiseydi. İşte bunun için ben babamı hep takdirle yâd ederim. Kırkıncı Hoca, onun bu yanlarını bildiğinden ve belki de daha başka şeylerden ötürü bir keresinde “Onun eşi yoktur. O, Enderun terbiyesi görmüş bir adam gibiydi.” dediğini hatırlarım.

220