Evet, Hz. Hamza’nın, Efendimiz’in yanında öyle farklı bir yeri vardı ki, ne onu, ne de onun katilini unutması mümkün değildi. O, en kritik dönemlerde bir kılıç gibi küfrün başına inmiş, bir ok gibi küfrün bağrına saplanmış, Nebiler Serveri’ne ulaşıp zarar vermek isteyenlere karşı kollarını germiş ve âdeta etten kemikten bir kalkan olmuştu. Yine, kükrediğinde aslanların ödünü koparan bu devâsâ kâmet, hayatı boyunca Müslümanlar için apayrı bir ümit kaynağı şeklinde algılanmıştı ki, Allah Resûlü’nün böyle bir insanı unutması mümkün değildi.
Ayrıca Hz. Hamza’nın Müslümanlığı seçmesi de oldukça zordu. Zira o, yaş itibarıyla Efendimiz’den büyük olduğu gibi aynı zamanda O’nun amcasıydı. Bu durum da farklı boyutlarda iki büyüklüğü karşı karşıya getiriyordu. Dahası o, aslanların boynunu koparan dev bir aslan avcısıydı. Bu ve buna benzer meselelerden ötürü onun Mekke’de büyük bir namı, şöhreti vardı ve “Hamza!” denildiğinde herkesin ödü kopardı. Dolayısıyla o, Müslüman olmadan önce kendisini Nebiler Serveri’nden hep üstün görmüş de olabilir. İşte bütün bunlardan ötürü, Hz. Hamza’nın Müslümanlığı seçmesi bir hayli zordu ama o, bütün bu engelleri aşarak Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) madde plânında hırpalandığı, önü kesilmek istendiği bir dönemde Müslümanlığı kabul edebilmişti. Evet onun Müslüman olması çok önemliydi; zira henüz Müslüman olmamış kişiler ona bakarken sadece “Hamza Müslüman olmuş.” demeyeceklerdi; Müslüman olması çok zor olan bir kişinin bütün engelleri nasıl aşıp Müslüman olduğunu konuşacak ve şok yaşayacaklardı; öyle de oldu…