İçeriğe geç

Mü’minlerden, Cenâb-ı Hakk’a karşı recâ yanları zayıflayıp havf yanları daha çok öne geçmiş olanlar, إِنَّ اللّٰهَ لَا يَغْفِرُ أَنْ يُشْرَكَ بِه۪ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذٰلِكَ لِمَنْ يَشَۤاءُ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدِ افْتَرٰۤى إِثْمًا عَظِيمًا“Şu muhakkak ki; Allah, Kendisine şirk koşulmasını affetmez, ama bunun altındaki diğer günahları dilediği kimse hakkında affeder. Kim Allah’a ortak icad ederse müthiş bir iftira etmiş, çok büyük bir günah işlemiş olur.”6 âyetine sarılırlar ve sarılmalıdır da; zira bu âyet-i kerimede Cenâb-ı Hak, bir orada bir burada yüzüp gezen, kendini bildiği halde hiç hatalardan utanmayan, her gün tevbe ettiği halde yeniden aynı hataları tekrar eden günahkâr insanlara hitap etmekte ve dilediği kimselerin –kendisine şirk koşmanın dışında– bütün günahlarını affedeceğini vaadetmektedir. Bu vaad, Allah’ın kullarına engin bir lütfu ve rahmetinin gereğidir ama yine de O’nu hiçbir zaman bağlamaz. Zira O (celle celâluhu), böyle bir lütfu, insandaki bir liyakat ve onun göstereceği bir kahramanlık veya en azından dişini sıkıp fenalıklara karşı koyması mukabilinde vaadetmiş olabilir. Ancak burada bir “dileme” (meşîet) şartı vardır. Dolayısıyla her insan, daima ruhunda ilâhî meşîete takılacağı korku ve endişesini taşımalıdır. Bu da hiç şüphesiz her ferdin kendi ruh hâletine göre bir seviyede gerçekleşecektir.

215