Burada dikkat etmemiz gereken diğer bir husus da şudur: Hz. Vahşî (radıyallâhu anh), zeki bir insandır. Bir dönemde Hind’in menfur emellerine alet olmuş, onun, tesir altına alıcı mantığına yenik düşerek kendi çıkarları uğruna Hz. Hamza’ya (radıyallâhu anh) kıymış ve Mekke fethine kadar da bu hâlini sürdürmüştür.
Hz. Vahşî, hayatının sonuna kadar sadakat ve samimiyetle yaşamıştır. Hep yaptığı büyük hatanın şuurunda olmuştur. Evet, Bedir’de, Uhud’da, Hendek’te kâfir safları içinde bulunmuş ve Uhud’da yaptığı cinayetin büyüklüğü altında her zaman ezilmiştir. Evet bu cinayet çok büyüktü, zira Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) Hz. Hamza’ya karşı ayrı bir teveccühü vardı. Hz. Hamza, Nebiler Serveri’nin amcası ve süt kardeşi olmasının yanında, temsil ettiği mânâ ve misyon itibarıyla da Efendimiz ile aralarında bizim idrak ve tasavvurlarımızı aşkın bir irtibat ve alâka söz konusuydu. Hatta denebilir ki, Hz. Hamza’nın bizim kriterlerimizle değerlendirilmesi imkânsız daha başka yanları da vardı. Bu farklılığından dolayıdır ki, Zeyd b. Hârise (radıyallâhu anh), Cafer b. Ebî Talib ve Hz. Ali, o şehit edildikten sonra, hemen hepsi de onun çocuklarına sahip çıkmak istemişti.. ve Efendimiz de, onun ve çocuklarının hüzünlü hallerini görünce çok duygulanarak hıçkıra hıçkıra ağlamış ve gözyaşı dökmüştür.