Sekîne
Sekîne; sükûn kökünden, vakar, ciddiyet, mehâbet, ünsiyet; ruhta dalgaların dinmesi ve sakinleşme mânalarına gelir ki, hafiflik, huzursuzluk, kararsızlık ve telâşın zıddıdır. Sekîne, tasavvuf erbâbınca; gaybî vâridatla kalbin oturaklaşması ve onun sürekli bir dikkat ve temkin içinde öteleri kollaması ve üns esintileri soluklaması hâlidir.
Sekînenin nazil oluş keyfiyeti farklı farklıdır. Şimdi, biraz da icmalî olarak sekînenin değişik keyfiyetleri üzerinde durmaya çalışalım:
1– Her şeyden önce sekîne, eşref-i mahluk olan insan için, ukbâ buudlu bir mevhibe ve vâridat olarak, onun kalbine kût, kuvvet ve iradesine fer veren öyle ilâhî bir teyittir ki, hemen her devirde ona sık sık müracaat edilmiş, bilhassa sıkıntılı anlarda iştiyakla istenmiş ve Cenâb-ı Hak tarafından da bu isteğe çok defa cevap verilmiştir. Meselâ, sahabe-i kiram, Hendek Savaşı’nda, Kur’ân-ı Kerim’in, مَسَّتْهُمُ الْبَأْسَۤاءُ وَالضَّرَّاءُ وَزُلْزِلُوا حَتّٰى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ اٰمَنُوا مَعَهُ مَتٰى نَصْرُ اللّٰهِ“… Onlara öyle yoksulluk ve sıkıntı dokunmuştu da öyle sarsılmışlardı ki, nihayet Peygamber ve O’nunla beraber bulunan mü’minler: ‘Allah’ın yardımı ne zaman?’ diyecek olmuşlardı…”1 ifadeleriyle anlattığı ciddî bir sarsıntı geçirmişlerdi. Sekîneye çokça ihtiyaç duydukları böyle sıkıntılı bir atmosferde hep beraber manzum olarak فَاَنْزِلْ سَكِينَةً عَلَيْنَا“Bizim üzerimize sekîne indir.” duasında bulunmuşlardı. Kur’ân-ı Kerim, şiddetini ifade için bu sarsıntıyı زُلْزِلُوا tabiriyle anlatmaktadır. Çünkü Müslümanlar, Hendek Savaş’ında, zelzelenin merkez üssü durumunda olan Medine’de, günlerce, hatta aylarca sürekli tazyikâta maruz kalmış ve sarsılmışlardı; sarsılmışlardı ama, tazarru’ ve niyazları üzerinde nâzil olan sekîne ile de hiçbirinde korku namına bir şey kalmamış ve sıkıntıdan kurtularak gönülleri itminanla doldurulmuştu.
Dipnotlar
- 1 Bakara sûresi, 2/214.