İçeriğe geç

Allah’ın büyüklüğüne uygun bir kavrayış ve idrak, insanın kalbinde o büyüklüğe uygun bir teveccüh ve O’na kulluk, ancak ve ancak bütün kâinatın mânâ ve muhtevasını birden kavrayabilmekle mümkün olur. Bütün kâinatın mânâsını birden kavramak için de nâmütenâhî makamı görecek teleskop gibi bir basiret lazımdır ki, bu geniş dairede Allah’ın icraatını görebilsin, anlayabilsin, kavrayabilsin ve içinden geldiği gibi “اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ” diyebilsin.. ya da Allah’ı tesbih ve takdis edebilsin. Hâlbuki bütün bunlara kâmil mânâda muttali olamadığımız için, her zaman çıkış noktası itibarıyla hep gâibâne davranıyor ve يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ “Onlar gaybe iman ederler.”41 yörüngesinde seyahatimizi sürdürüyoruz.

İnsan, kâinattaki geniş tasarrufa bakıp onu vicdanî mârifet adına değerlendirdiği ölçüde Allah’a karşı bir kurb ve yakınlık kazanabilir. Kazanılan bu kurbiyet ve yakınlık onun içindeki ağyâr buzlarını çözer ve eritir. Artık o, o güne kadar anladığı şeylerden çok daha başka şeyler hissetmeye başlar ve sonra “Akla ne geliyorsa, verâsında Allah vardır.” zirvesine yükselir. Meselâ, bir çiçeğe baktığında hemen kalbinde, “Onu bu vaziyette tanzim eden Allah’tır.” hissi belirir. Ağacın başındaki meyveyi gördüğü zaman, “Bunu böyle tasvir eden, bu şekli veren ve onu böylesine kıvama getiren Allah’tır.” hakikati, içini ısıtıverir.. derken kendi nevinin simasında, bütün güzelliğiyle Rahmân ve Rahîm’in tecellîlerini müşâhede eder.

92