İçeriğe geç

Bu itibarla, Cenâb-ı Hakk’ın zerrelerle konuşması, sistemlere emirler vermesi, terkipler, tahliller yapması, çok yüce buudlarda cereyan edip durduğundan, bütün bunların bizim küçük ölçücüklerimizle tespit edilmesi mümkün değildir.

Allah (celle celâluhu), zerrelerle mukavele yapacak, moleküllerle mukavele yapacak, hücrelerle mukavele yapacak; atomlar âleminde, anne karnında, çocukluk devresinde mukavele yapacak, fakat biz bunları, kendi ölçücüklerimiz içinde açık seçik olarak hiçbir zaman tespit edemeyeceğiz.

Hele bu görüşme, insan ruhu ve o ruhta bir mekanizma olan vicdanla olmuşsa…

İnsan ruhu, müstakil bir varlıktır ve bu husus bugün artık münakaşa götürmeyecek şekilde vuzuha kavuşmuştur. Çeşitli dallarıyla, bütün ilim dünyasını saran parapsikoloji, günümüzde ruhu, mevcudiyetiyle, fonksiyonlarıyla; düşleriyle, temennileriyle; ümitleriyle, emelleriyle öylesine merak mevzuu hâline getirdi ki, âdeta ondan bahsedilmedik bir sosyete salonu ve ilmî mahfil kalmadı… Tamamen ayrı ve müstakil bir mevzu teşkil eden ruhun üzerinde başka bir yerde durduğumuz için, şimdilik sadece mevzuumuzla alâkalı kısmına temas edeceğiz.

Ruh, insan bedeninden evvel yaratıldığından ve bir bakıma zaman üstü bir mahiyete sahip bulunduğundan, misakla alâkalı icap ve kabul onunla yapılmışsa, anlama ve anlatma kıstaslarımız içinde onu kavramamız kat’iyen mümkün değildir. Şayet o, rüyalardaki diline ve duymasına benzer şekilde konuşuyorsa; telepatide olduğu gibi, ses titreşimlerine ihtiyaç duymadan muhabere temin edip anlayabiliyorsa ve hatta bu husus kendine has ağırlığıyla, dağılan Sovyetler Birliği’nde dahi –materyalist bir dünya olması itibarıyla çok mânidardır– alâka görmüşse, ruhun kendine mahsus konuşması kabul ediliyor demektir. Bu farklı konuşma, farklı bantlara alınacak; farklı kasetlerde korunacak ve yeri geldiğinde kendine has hitabetle ortaya çıkacak; kendi dilini kullanarak konuşacak ve yine nev’i şahsına mahsus (orijinal) tedaileriyle (çağrışım) ortaya çıkacaktır.

118