İçeriğe geç

Misal mi istiyorsunuz? Bakınız! Siz Kur’ân-ı Kerim’i ve va’z u nasihati dinlediğiniz zaman; keza, ilmî bir eser okuduğunuz zaman, içiniz nura gark oluyor. Hâlbuki bir başkası, minarenin gölgesinde ezan-ı Muhammedîyi duyarken, va’z u nasihati işitirken, hatta en içten münacâtlara kulak verirken rahatsızlık duyuyor ve tedirgin oluyor da; “Bu çatlak sesler de ne?” diye ezanlar hakkında şikâyette bulunuyor.

Demek oluyor ki; hidayet eden de, dalâleti veren de Allah’tır (celle celâluhu). Ama bir kimse dalâletin yoluna girdiyse, Allah (celle celâluhu) da binde 999,9 ötesi kendisine ait işi yaratır; –tıpkı düğmeye dokunma gibi–, sonra da insanı, dalâlete meylettirir. O arzusundan ötürü de ya cezalandırır veya affeder.

Soru 5: Allah (celle celâluhu) çok insanlara, araba, apartman, mal, mülk, itibar, arkadaş, şan, şöhret vermiş. Bazı insanlara da fakirlik, dert, musibet, elem, keder, vermiş; sonraki insanlar çok mu kötü, yoksa Allah öbürlerini çok mu seviyor? Uçmak için yaşayanla, sürünmek için yaşayan arasındaki fark nedir?

Cevap: Böyle bir soru, ancak öğrenmek maksadı ile sorulabilir. Başka türlü günaha girilmiş olur. Esasen, içinde böyle bir derdi olan insanın da, bunu sorması lâzımdır.

132