İçeriğe geç

Evet, bir insan, muharebede şehit olur. Bu şehadetle Mahkeme-i Kübra’da, Allah’ın huzurunda, sıddîkların, salihlerin gıpta edeceği bir makama yükselir. Onu gören başkaları “Keşke Allah bize de harp meydanında şehadet nasip etseydi.” derler. Binaenaleyh, böyle bir insan parça parça da olsa çok şey kaybetmiş sayılmaz. Belki aldığı şey ona nisbeten çok daha büyüktür.

Çok nadir olarak bazı kimseler bu mevzuda küskünlük, kırgınlık, bedbinlik ve aşağılık duygusu ile inhiraf etseler bile, pek çok kimselerde bu kabîl eksiklikler, daha fazla Allah’a teveccühe vesile olmuştur. Bu itibarla haşarat-ı muzırra nevinden bir kısım kimselerin, bu meseledeki kayıplarının serrişte edilmesi yerinde değildir. Bu mevzuda esas olan, ebede namzet insanların ruhlarında, o âleme ait iştiyakı uyarmaktır. Bu arızalıda, arızaların itmesiyle Hakk’a teveccühü, başkalarında da ondan ibret alarak kanatlanmalar şeklinde kendini gösteriyorsa, maksada uygun ve hikmetlidir.

“Her işte hikmeti vardır, Abes fiil işlemez Allah…”18

Hz. İbrahim Hakkı

Soru 7: Bir tabiî afette ölenlerin hepsinin eceli birden mi gelmiştir?

Ecel, bir varlığın kendi şartları ve kendi buudları içinde geçireceği sürenin sonu ve o varlığın hayat serencamesinin bitimi demektir. Sonradan var olan her şey, aslında böyle bir “son” ve “bitim” yazısıyla dünyaya gelir.

Varlığın akıp gidişi içinde, başlangıçla bitimi birbirinden ayırmak mümkün değildir. Her şey, bir damla gibi er geç toprağın bağrına düşer, erir. Ve bir ırmak gibi er geç akar bir denize karışır.

Bu, hemen bütün varlıkların müşterek alın yazısıdır. Bu yazı ile her varlık gün yüzüne çıkar ve yine bu yazı ile geldiği gibi ayrılır gider.

137