“Mal ve evlât, dünya hayatının ziynetidir ve bir ibtilâdır.”15 Şimdiye kadar çok kimseler bu imtihanı kaybetmiştir. Nice servet sahibi kimseler vardır ki, servet içinde yüzdükleri hâlde, nankörlüklerinden ötürü, kalblerinde tecellîden en ufak bir parıltı ve aydınlık yoktur.
Binaenaleyh, bunlara Cenâb-ı Hakk’ın mal ve menal vermesi bir istidraç ve sapmalarına bir vesiledir. Ama bunlar her şeyden evvel ruhî ve kalbî hayatlarını öldürdükleri ve Allah’ın verdiği fıtrî kabiliyetleri çürüttükleri için buna müstahak olmuşlardır.
Bu arada, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) şu hadislerini kaydetmek de yerinde olur: “İçinizde öyleleri vardır ki, ellerini kaldırıp Allah’a kasem ettikleri zaman, Allah (celle celâluhu) onların yeminlerini yerine getirir. Ve yeminlerinde hânis kılmaz. Berâ b. Mâlik, onlardan birisidir.”16 Hâlbuki Enes’in kardeşi Berâ’nın ne yiyeceği ne de yatacak bir yeri vardı. O âdeta, kût-u lâ yemûtla yaşıyordu.
İşte Berâ gibi saçı başı karışık, nice pejmürde görünüşlü ve perişan sayılacak kimse vardır ki, onlara büyük insanlar nazarıyla bakılmış ve kalblerinin büyüklüğü, içlerinin derinliğiyle değerlendirilmişlerdir. Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) diliyle yemin etseler, Allah, yeminlerinde yalan çıkarmayacağı kişiler olarak vasıflandırılmışlardır.
Onun için, ne müstakillen servet ne de fakirlik bir felakettir. Belki yerine göre fakirlik de servet de Allah’ın en büyük nimetlerindendir. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) iradesiyle fakirliği ihtiyar buyurmuştur. Hz. Ömer’e hitaben,
“İstemez misin dünya onların olsun, ahiret bizim.”17 buyurmuşlardır. Hz. Ömer, dünya servetleri devlet hazinesine aktığı hâlde, bir fakir insan gibi kût-u lâ yemûtla geçinmiş ve fazlasını istememiştir.
Dipnotlar
- 15 Kehf sûresi, 18/46.
- 16 Tirmizî, menakıb 54; Ebû Ya’lâ, el-Müsned 7/66.
- 17 Buhârî, tefsîru sûre (66) 2; Müslim, talâk 31.