İçeriğe geç
Soru 4: Kur’ân-ı Kerim’de, “Ben, kime dalâlet murad edersem, dalâletten ayrılmaz; kime hidayet murad edersem hidayetten ayrılmaz.” deniliyor. Hem de “İnsanoğluna akıl, fikir verdim, iradesini kendi eline bıraktım, ayrıca doğru yolu da eğri yolu da gösterdim. Hangisinden giderse gitsin.” deniliyor. Bunlar, nasıl telif edilir?

Cevap: Bu soruda iki şık var; birincisi: “İrade-i külliye ile Cenâb-ı Hak nasıl diliyorsa, öyle mi oluyor; yoksa insan kendi iradesini mi kullanıyor?” Bu sorudaki âyet şöyledir:

مَنْ يَهْدِ اللّٰهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِۚ وَمَنْ يُضْلِلْ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ وَلِيًّا مُرْشِدًا۟

“Allah bir kimseyi hidayete erdirirse, kimse onu saptıramaz. O kimi de dalâlete iterse, onu hidayete getirecek bir yardımcı bulamazsın.”13

Mânâ olarak hidayet, doğru yol, rüşd, nebilerin gittiği istikametli yoldur. Dalâlet ise, sapıkların yolu; doğru yolu kaybetme ve umumî şehrahtan ayrılma demektir.

Dikkat edilirse, bunların her ikisi de birer iş, birer fiildir ve beşere ait yönü ile birer uf’ûle, birer fonksiyondur. Bu itibarla, bunların her ikisini de Allah’a vermek iktiza eder. Arz ettiğimiz gibi, her fiil Allah’a râcidir. Ona râci olmayan hiçbir iş gösterilemez. Dalâleti, Mudill isminin iktizasıyla yaratan, hidayeti, Hâdi isminin tecellîsine bağlayan ancak Allah’tır (celle celâluhu). Demek ki, ikisini veren de Hak’tır. Ama bu demek değildir ki; kulun hiçbir dahli, mübaşereti olmadan, Allah tarafından cebren dalâlete itiliyor veya hidayete sevk ediliyor da, o, ya dâll (sapık) veya râşid (dürüst) bir insan oluyor.

130