Zerrelerden sistemlere kadar, hayret verici bir düzen ve baş döndürücü bir âhenkle işleyen şu koca kâinatın bağrında doğan ve gelişen pozitif ilimler, o ilimlere ait sabit prensipler ve âlemşümul kaidelerde, her şey için böyle bir ilk belirleme, bir tayin ve takdir açıkça müşâhede edilmektedir. Böyle ilk bir planlama olmadan, ne kâinattaki nizam ve âhengi izah etmek ne de onun bağrında müsbet ilimlerden herhangi birini geliştirmek mümkün değildir. Kâinatın olabildiğine hendesî, olabildiğine riyazî ve bir kısım tesbit ve takdirlere göre hareket etmesi sayesindedir ki, fizik laboratuvarında belli prensiplere göre araştırma yapmak, anatomiyi belli kaideler içinde mütalâa etmek ve anlatmak ve yine sabit bir kısım kaidelerle fezanın derinliklerine açılmak mümkün olabilmiştir.
Âhenksiz bir kâinatta, plansız programsız bir dünyada ve nizamsız işleyen bir tabiat mecmuasında, pozitif ilimlerden hiçbirini düşünmeye imkân yoktur. İlimler, aslında, varlık içinde mevcut olan bir kısım kaide ve prensiplere adese olmuş, onları göstermiş ve onların birer unvanı olarak kitaplara geçmişlerdir.
Bu ifadelerle ilimleri ve keşifleri küçümsemek istemiyoruz; sadece onların yer, önem ve ağırlıklarını hatırlatıyor ve onlardan çok daha mühim hususlara dikkat edilmesi lâzım geldiğini belirtiyoruz ki, o da, ilimlerden ve keşiflerden evvel kâinatın sinesinde bir kalb gibi atan nizam ve âhenktir. Bu nizam ve âhengi, bir ilk belirleme ve kaderî bir programla bütün cihanlara esas yapan kudret ne mübecceldir!