İçeriğe geç

Öte yandan bir kısım ilmî hakikatlerden bahseden âyet-i kerimeleri yorumlarken tekellüflere girerek, lüks peşinde koşarak ve fantezilere saparak, ille de fennî yorum yapacağım düşüncesiyle olmayacak şeyleri Kur’ân’a nispet etme de yakışıksız bir tavırdır. Hele Kur’ân-ı Kerim’i pozitif ilimlerin ortaya koydukları bilgilerle test etmeye kalkışma, Kelamullah’a karşı çok büyük bir saygısızlıktır. Evet, sanki ilim ve fenne dair meseleler asılmışçasına, Kur’ân’ın tefsirini bir şekilde ona uydurmaya çalışma, nassların sınırlarını zorlayarak fenne dair her buluş ve gelişmeyi esas alıp âyetleri onlara dayanak yapmaya kalkışma, beyan-ı ilâhiye karşı fevkalâde hürmetsizce bir yaklaşımdır.

Ayrıca Kur’ân-ı Kerim’in, değişik ilmî meselelere temasta bulunması, kendine has üslûbuyla olmuştur. O öyle bir üslûp kullanmıştır ki, hem o günkü muhatapların hem de ilim ve fenlerin bir hayli mesafe kat ettiği günümüz insanının anlayışına hitap etmiştir. Diğer bir ifadeyle, o günkü insanların anlayışına göre nazil olan Kur’ân’ın âyât-ı beyyinatıyla günümüzün ilmî hakikatleri arasında bir tenakuz ve zıddiyet bulunmamaktadır. Mesela Kur’ân-ı Kerim, Hac, Mü’minûn ve Mürselât gibi sûrelerde açıktan açığa anne karnındaki ceninin geçirdiği safhalardan bahseder. Bu âyet-i kerimeleri o günkü muhataplar okuyup, anlayıp kendi idrak ufuklarına göre istifade ettikleri gibi, günümüz jinekologlarının da Kur’ân’ın kendine has üslûbu içinde icmalen beyan buyurduğu bu hakikatler karşısında hayret ve hayranlıktan kendilerini alamadıkları görülmektedir.

125