Asıl konumuza dönecek olursak, evet, sağlam bir dayanağı olmayan heva ve hevesler bazen fikir suretine girerek şeytanın ve nefs-i emmârenin de dürtüsüyle kendisini insana bir fikir gibi gösterebilir ve insan da bunun tesirinde kalarak bir kısım yanlışlıklara girebilir. Bunu birbirine veryansın eden insanların yer aldığı bazı tartışma programlarında görebilirsiniz. Onlar âdeta muhalefete kilitlenmiş gibi, karşı taraf doğru-yanlış ne derse desin, hep bunun aksini söylerler. Muhalfarz, tartıştığı insanlardan birisi onlara “Ben Allah’ın izni ve inayetiyle şimdi size Cennet’e ulaştıracak bir yol göstereceğim.” dese, akabinde o kişinin bir el işaretiyle Cennet’in kapıları ardına kadar açılsa ve onlar da bütün çarpıcılığıyla oradaki güzellikleri görse yine de, “Hayır, biz bu Cennet’e girmek istemiyoruz. Burada daha çok şeyler kazanmamız gerekiyor. Sen bunu yapmakla bizi atalet ve meskenete sevk ediyorsun.” diyebilirler. Yani onlar en makul söz ve düşüncelere bile mutlaka demagoji yaparak karşılık vermeye çalışırlar. İşte bu türlü sözler, şeytanın dürtüleriyle söylenmiş olan heva ve heves kaynaklı sözlerdir. Fakat insan bir yanılgı eseri olarak bütün bunları kendisinin düşünüp kurguladığını zanneder.