Düşünce namusu adına dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de, heva u heveslerin fikir suretine girerek insanı yoldan çıkarma ihtimalidir. Bu durumda, neyin heva u heves, neyin fikir olduğunu tespit edebilmek için kullanılacak ölçü ise, şer’î kıstaslardır. Mesela bir kişi, seni üzecek, canını sıkacak söz ve tavırlar sergilediğinde ona karşı öfkeleniyorsan, burada öncelikle, hak ve hakikatin zarar görüp görmediğine bakman gerekir. Şayet böyle bir durum yoksa, sen nefsin adına öfkeleniyorsun demektir ki, bu da gösterilen tepkinin heva ve heves kaynaklı olduğu mânâsına gelir. Kötülüklere maruz kalındığında Kur’ân’ın vaz’ ettiği ölçü ise şudur:
“İyilikle kötülük bir olmaz. O hâlde sen kötülüğü en güzel tarzda savmaya bak.”164 Buna göre bir insan size karşı kötülük yaptıysa, öncelikle ona karşı yapılacak muamele, tebessüm ve güler yüzle onun şiddet ve hiddetini kırmaya çalışmak olmalıdır. Fakat bu kötülük, mukaddesata ve umumun hukukuna dair bir mesele ise insanın bu noktada affetme hakkı olmaz. Çünkü insan sadece kendisine ait haklarda hakkından feragat edip müsamahalı davranabilir. Allah kimseyi Kendisine ait hakların affedilmesi mevzuunda vekil tayin etmemiştir. Dolayısıyla kimse Allah’a ait haklarda vekâlete teşebbüs edemez. Aksi takdirde hukukullaha karşı saygısızlık yapılmış olur.