İçeriğe geç

Ayrıca, insanda bir düşünce kabiliyeti bulunduğundan dolayı, şayet o, bu kabiliyetini müspet yola kanalize etmezse, bu kabiliyet onu, nefsanîlik ve bohemlik gibi negatif yollara çekebilir. Hatta düşüncenin de berisinde, hayır istikametinde kullanılmayan tasavvur ve tahayyüller bile insanı bu türlü olumsuzluklarla karşı karşıya getirebilir. Bundan dolayıdır ki, mü’min bir ömür boyu hep inandığı değerlere ait duygu ve düşüncelerle oturup kalkmalı, onlarla dolup taşmalı, sürekli okuyup düşünmeli, hayatında hiçbir boşluğa fırsat vermeksizin her zaman temel kaynaklardan beslenmesini bilmelidir. Aynı zamanda vicdan mekanizmasından vize almayan duygu ve düşüncelere kapalı duracak kadar iradesinin hakkını vermelidir. O bütün gayretine rağmen olumsuz esintilere maruz kalırsa, bu durumda da, bir hadis-i şerifte tavsiye buyurulduğu üzere hemen o atmosferden kurtulmaya çalışmalıdır. Zira düşünce iffetine dokunabilecek hayallere açılan bir insan öyle bir noktaya ulaşır ki, sahilden çok uzaklara açılmış biri gibi, içine daldığı olumsuzluklardan bir daha geriye dönme fırsatını bulamayabilir. Evet, insan, içinde beliren kin, nefret, gayz, şehvet gibi duyguların önünü hemen kesmezse, bunlar bentleri yıkarak insana belli kararlar aldırabilir ve belli fiilleri irtikâp ettirebilir.

İnsan bu mevzuda bir taraftan iradesinin hakkını vermeli diğer yandan da Allah’tan sıyanet dilemelidir. Bunu yapabildiği takdirde o, Allah’ın inayetiyle, hayatını, sıyanet serası altında sürdürecektir. Fakat yine de en müstakim insanların bile devrilebileceği asla unutulmamalı ve hep teyakkuzda olunmalıdır. Sendeleyip düşeceğimiz durumda yapılması gereken ise, ceddimiz Hz. Âdem’in (aleyhisselâm) yaptığı gibi hemen; “Rabbimiz, nefsimize zulmettik, şayet kusurumuzu bağışlayıp bize merhamet buyurmazsan apaçık maruz-u hüsran oluruz.”163 diyerek belimizi doğrultmak ve yeniden O’na yönelmektir.

Fikir Suretini Giymiş Heva ve Hevesler

196