Sorunuzda temas ettiğiniz bir husus kaldı ki, o da hüzün-dua münasebeti. İsterseniz bir nebze de onun üzerinde duralım. Bana göre hüzün ve ızdırap en içten dualardan daha makbul bir duadır. Hele bir de o hüzün başkalarının imanı, başkalarının ebedî hayatını kurtarmak için ise. Denilebilir ki, böyle bir gaye için bir dakika çekilen ızdırap, yüz tane kurban kesmekten, birkaç defa nafile hacca gitmekten daha bereketli bir ameldir. Gönülden ah edenin her ahına icabet edilmiştir. O’na doğru içten yükselen hiçbir ses cevapsız kalmamıştır; elverir ki biz sesimizi, gönlümüzün sesi hâline getirelim.
Peygamber Efendimiz’e (aleyhi ekmelüttehâyâ) “Hüzün Peygamberi” denmesi ne kadar manidardır! Zira O’nun hâli daima hüzünlü idi. Vâkıa insanlarla karşılaştığında, sırf onların hatırına tebessüm buyuruyordu. Bûsîrî’nin Kaside-i Bür’esinde ifade ettiği gibi çehresinde tebessüm vardı. Fakat gülme meselesine gelince, O, hayatında üç kere gülmüştü.