İçeriğe geç

Binâenaleyh, yapılan her ibadet ve her iyilik bir şefaatçidir; namaz bir şefaatçidir, oruç bir şefaatçidir, hac bir şefaatçidir. Büyük günahlarla ötelere gitmeyenlere bu hayr ü hasenâttan biri ya da birkaçı şefaat edecektir. Az bir sadaka şefaatçidir, güzel bir söz şefaatçidir, yoldaki bir eziyeti bertaraf etmek şefaatçidir ve bir hayvana merhamet göstermek şefaatçidir. Cenâb-ı Hak, kimilerini de bunlardan birisi vasıtasıyla bağışlayacaktır. Ahirette bazılarına ilâhî beyan, bazılarına hizmet-i Kur’ân ve bazılarına da ezan şefaatçi olacaktır. Kimi anne-babalar hamele-i Kur’ân olan çocukları sayesinde, kimileri büluğa ermeden vefat etmiş göznurları vasıtasıyla ve hatta kimileri de düşük bebekleri vesilesiyle felaha ereceklerdir.

Ayrıca, Allah Teâlâ, bir kısım kullarına da şefaat etme hakkı tanımıştır; insan, bu hakkı küfür ve dalâletle çürütmezse, Mevlâ-yı Müteâl, rahmetinin tecellîsi olarak verdiği o lütf u ihsanı geri almayacaktır. Bu itibarla da, enbiyâ, evliyâ, asfiyâ ve şühedâdan çok geniş bir zümre kendilerine alâka duyan, muhabbet besleyen ve vefa gösteren mü’minlere şefaat edeceklerdir. İmanlı ölmekle beraber, büyük günahların ağırlıklarını sırtından atamamış kimseler, şayet zikredilen şefaatçilerden hiçbirinin eteklerinden tutamazlarsa, işte o zaman da Şefaat-ı Uzmâ’nın ve Makam-ı Mahmud’un sahibi Müşfik Nebi, Allah’ın izniyle “Şimdi sıra bende!..” diyecek; imanın, Mevlâ’ya muhabbetin ve kendisiyle irtibatın hürmetine ehl-i kebâire el uzatacaktır.

60