Melekler bir taraftan ibadet ü taate karşı işte bu şekilde engin ve derin bir zevk duyarken diğer taraftan münkerata karşı da ciddi bir tiksinti içindedirler. Kamil imanın anlatıldığı şu hadis-i şerifi bir mânâda onların tabiatlarının bir şerhi olarak da okuyabiliriz. Söz konusu hadis-i şerifte İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: ثَلَاثٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ وَجَدَ بِهِنَّ حَلَاوَةَ الْإِيمَانِ: أَنْ يَكُونَ اللّٰهُ وَرَسُولُهُ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِمَّا سِوَاهُمَا، وأَنْ يُحِبَّ الْمَرْءَ لَا يُحِبُّهُ إِلَّا لِلّٰهِ، وَأَنْ يَكْرَهَ أَنْ يَعُودَ فِي الْكُفْرِ بَعْدَ أَنْ أَنْقَذَهُ اللّٰهُ مِنْهُ، كَمَا يَكْرَهُ أَنْ يُقْذَفَ في النَّارِ“Üç şey vardır ki, onu yaşayan imanın tadını tatmış demektir: Allah ve Resûlü’nü, her şeyden ve herkesten daha fazla sevmek.. sevdiğini sadece ve sadece Allah rızası için sevmek.. Allah Teâlâ hazretleri kendisini küfür bataklığından kurtardıktan sonra küfre tekrar dönmeyi, ateşe atılmanın ürperticiliğinden daha ürpertici ve tehlikeli görmek.”4 Demek ki insan; küfür, dalâlet ve sapıklıktan kurtulduktan sonra yeniden o çirkef ve karanlık atmosfere dönmeyi Cehennem’e dönme gibi kerih görmedikçe imanın tadını hakiki mânâda tatmış olmaz. İşte burada sıradan bir inanmanın ötesinde, iz’an dediğimiz aksine ihtimal vermeyecek şekilde imanı içine sindirme, onu içselleştirme; küfür, dalâlet, isyan ve günaha karşı da tiksinti içinde olma ve bu hâli tabiatının gerçek rengi hâline getirme gibi farklı bir derinlik söz konusudur. Hadis-i şerif, böyle iz’an sahibi bir kimsenin ezvak-ı ruhaniye ve ezvak-ı kalbiyeyi bütün derinliğiyle duyabileceğine işaret ediyor ki, işte melekler yaratılışları itibarıyla bu enginlik ve keyfiyette olan varlıklardır.
Dipnotlar
- 4 Buhârî, îmân 9; Müslim, îmân 67.