İçeriğe geç

Demek ki dünyanın bu cezbedici güzellikleri sürekli olarak, insana, insanın tabiatında bulunan bir kısım duyu organlarına, zahir ve batın havassına hitap etmekte ve onu kendine çağırmaktadır. Ayrıca, dünyanın bu veçhesi ile ukbâ arasında bir zıddiyet olduğundan, insanı, dünyanın cazibedar güzelliklerine çağıran bu dâîler, aynı zamanda onu, ahiretten alıkoyan, uhrevîlikten uzaklaştıran unsurlardır, diyebiliriz.

“Dünya” Kelimesinin Etimolojisi

Esasında “dünya” kelimesinin etimolojik yapısı incelendiğinde, dünyanın insan üzerindeki bu cezbedici müessiriyetiyle kelimenin yapısı arasında çok ciddi bir münasebetin var olduğu görülür. Çünkü lügat âlimlerine göre dünya kelimesi; ya “yakın olmak” mânâsına gelen “dünüv” kökünden ya da “alçaklık, kötülük” mânâsındaki “denâet” kökünden türetilmiştir. Eğer kelimenin “dünüv”den geldiğini kabul edecek olursak dünya, “en yakın” mânâsına gelmektedir. Bu en yakın hayatın ardından gelecek olan hayata ise, “sonraki hayat” anlamında “ahiret” denilmiştir. “Öteki” mânâsına gelen “uhrâ” kelimesi de dünyanın mukabili olarak “ahiret” anlamında kullanılmıştır. İşte buna göre dünya, insanın yanında, yakınında bulunan; ahiret ise ötede olan ve ötekidir. Dolayısıyla insanın yakınında gördüğü, yakınında bulduğu veya yakinen tanıdığı bir şey, onu daha fazla etkileyip tesir altına almakta, büyüleyip kendine cezbetmektedir. Demek ki insanoğlu, efsununa maruz kalıp büyüsüne kapılacağı ölçüde dünyanın yakınında durup yakınında bulunmaktadır. İşte bu sebeple de ona “en yakın” mânâsında “dünya” denilmiştir.

Dünya kelimesinin “aşağılık” mânâsına gelen “denâet”ten türediğini kabul ettiğimizde ise dünya, denî (alçak, aşağılık) mânâsına gelir. Her iki mânâ birleştirildiğinde dünya, “İnsana çok yakın bulunan bir denî” şeklinde ifade edilebilir.

Dünyanın Üç Yüzü

253