İçeriğe geç

Bazı kimseler de, günahlarını kabul ederler; fakat, “Ben kimim ki, benden dolayı semada değişiklikler olsun, kuraklık başgöstersin ya da yağmur yağsın?!.” derler. Kendilerine hiçbir değer atfetmedikleri için bela ve musibetlerde kendi paylarının da olabileceğini asla düşünmezler. Bu mülâhaza, bir yönüyle tevazu ve mahviyetin sesi soluğu olarak değerlendirilebilir; fakat, bu aynı zamanda mesuliyetten kaçma yolunda şeytanî bir fikir de olabilir. Aynı şekilde, büyük küçük her musibet için “Benim yüzümden!” diyen bir insanın, kâinatta cereyan eden pek çok hâdiseyi kendisiyle irtibatlı görmesi neticesinde, sorumluluk duygusu altındaki mahfi bir kanaldan varıp gurura dayanması da muhtemeldir. “Ben öyle bir mücrimim ki, halk benim yüzümden musibete duçar oldu!” sözü başlangıç itibarıyla günahların hacâletini ifade etse de, şayet ölçü korunamazsa ve şeytanın aldatıcılığına mağlup olunursa, “Ben öyle mühim bir adamım ki, arz ü semada bir kısım hâdiseler bana göre şekilleniyor!” iddiasına dönüşebilir. Dolayısıyla, bu mevzuda da orta yolu bulmak ve dengeyi korumak lazımdır.

Evet, insanın umumî musibetlerde kendi payının da olabileceğini hiç düşünmemesi büyük bir gaflettir; bu, Cenâb-ı Hakk’ın insana verdiği değeri idrak edememekten de kaynaklanıyor olabilir. Diğer taraftan, “Bütün bu işler hep benimle alâkalı dönüyor; dolayısıyla, bazı şeylerin ters gitmesi benim yüzümden!..” derken de insanın içine gizli bir gurur akabilir. “Allah Teâlâ benim halime nazar ediyor, şayet ben iyi hâldeysem bu hâdiseleri doğru yürütüyor, fakat kötü durumdaysam hâdiselerin ahengini bozuyor.” düşüncesinde, kendisini o koskocaman dairelerin reisi görme gibi zımnî bir gurur tehlikesi mevzuubahistir.

67