Özellikle bir heyet-i âliyeyi veya bir hareketi temsil konumunda olan veyahut bir topluluk adına belli vazife ve sorumlulukları omuzlarında taşıyan insanlar, kesinlikle hisleriyle hareket edemezler. Elbette ki bu şahıslar mutlaka his bakımından dopdolu olmalıdırlar. Fakat aksiyon ve hareketlerini akıl imbiklerinden geçirme mevzuunda da kat’iyen herhangi bir kusurda bulunmamalı, mantık ve muhakeme mahrumu bir tavır ve davranış içine asla girmemelidirler. Çünkü vazife ve sorumluluk sahası büyüdükçe vebali de o ölçüde büyük olur. Siz bir heyet-i içtimaiyede bu tür bir hata yaparsanız o heyet-i içtimaiyeyi felç etmiş olursunuz; fakat aynı yanlışlığı devlet çapında irtikap edecek olursanız o zaman devlet çapında bir yıkıma sebebiyet verirsiniz. Evet, bir devleti idare ediyor veya siyasî bir inisiyatifi elinizde tutuyorsanız, o zaman uluorta istediğiniz gibi konuşup hareket edemezsiniz. Deha çapındaki iki-üç insanın zekâ ve karihasına sahip olsanız ve o insanların muhakemesi ölçüsünde bir muhakeme kabiliyetiniz bulunsa bile yine de bu şekilde davranamazsınız. Bırakın böyle bir dâhi olmayı, yüz dâhi gücünde bir zekânız, bir muhakemeniz olsa, sizin o dehanıza deha katacak husus istişaredir. Çünkü İnsanlığın İftihar Tablosu Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm) mübarek beyanlarında “Dâhi olan insan haybet yaşamaz.” demiyor; “İstişare eden haybet yaşamaz, hüsrana düşmez.”5 buyuruyor. Bir Arap atasözünde denildiği gibi iki akıl bir akıldan hayırlıysa o zaman üç akıl, dört akıl, on akıl evleviyetle bir akıldan hayırlıdır.
Hissî Boşluklara Düşmemenin Yolu: Meşveret
Dipnotlar
- 5 et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 6/365; el-Kudâî, Müsnedü’ş-Şihâb 2/7.