Bu açıdan, Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) Efendimiz’in sütü alması, onun Cebrâil (aleyhisselâm) tarafından fıtratı seçmek şeklinde açıklanması ve Allah Resûlü’nün bu hâdiseyi anlatması, o hakikatin tevil edildiği şekilde dünyaya taşınması ve bu âlemde aynıyla gerçekleşmesi için hükme bağlanması mânâsına da gelmektedir.
Fıtrata En Uygun Din
Allah Resûlü’nün ve ümmet-i Muhammed’in fıtrat üzere olmalarından maksat ise; İslâm’ın, sevdirme ve kolaylaştırma esaslarıyla gelmiş, ifrat ve tefritin kökünü kesmiş, bütün insanlara ancak güçlerinin yeteceği sorumlulukları yüklemiş ve gönderildiği ilk hâl üzere muhafaza edilmiş, insan tabiatına en uygun din olmasıdır.
İslâmiyet, kendine has üslûbu, metotları ve beşerî problemlere çözüm teklifleri açısından, semavî ve gayr-i semavî bütün sistemlerden farklıdır ve o her yönüyle tam bir mükemmellik örneğidir. Çünkü İslâm, insanın bütün temel hususiyetlerini, zihnî, fikrî, ruhî melekelerinin hepsini nazara alarak onu çok geniş bir çerçeveye oturtur; ne bazı felsefî ekoller gibi sadece onun aklına ve fikrine yönelerek hislerini ihmal eder, ne de aklını ve mantığını görmezlikten gelerek onu, sırf hissî bir varlık gibi değerlendirir. Aksine, İslâmiyet insana, küllî nazarla bakar.. onun iç ve dış duygularının bütün isteklerini cevaplandırır.. ve onu, varlığının maddî-mânevî bütün unsurlarıyla dünyevî-uhrevî mutluluğa ve Cennet’e ehil hâle gelmeye hazırlar.