Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz, “Kim bir kavme benzemeye çalışırsa, o da onlardan sayılır.” buyurmuştur.3 Bu hadis-i şerifin metninde “başkalarına benzemek” ile alâkalı olarak تَشَبَّهَ fiili kullanılmıştır ki, bu kelime tefa’ul babındandır. Bu babın hususiyeti de tekellüf ifade etmesidir. Bu açıdan, kerih görülen ve yasaklanan “teşebbüh”, insanın başkalarının âdetlerine, geleneklerine, göreneklerine özenmesi; kendini sürekli onlara benzemeye zorlaması ve onlar gibi yaşamak için özel çaba harcaması demektir.
Diğer bir ifadeyle, “teşebbüh”, insanın, kendi kültürünün ve tabiatının dışına kayarak, hatta öz değerlerini hafife alarak, saç baş, kılık kıyafet, yeme içme ve günlük hayat bakımından olduğundan farklı görünmesi, zorla başkalarına benzemeye çalışmasıdır ve sonuç itibarıyla “iltihak”a varıp dayanabilecek bir marazdır. Bu mevzuda, biraz esnek ve gevşek davranan bir insanın, ilk çıkış noktasını unutacak kadar merkezden kopması, zamanla kendinden bütün bütün uzaklaşması, hiç farkına varmadan özendiği ve benzediği o kimselere katılması ve Hak nezdinde de onlardan biri addedilmesi söz konusudur. Binaenaleyh, Nur Müellifi, teşebbüh ve taklit hastalığına yakalananlara şöyle seslenmiştir: “Ey uykuda iken kendilerini ayık zannedenler! Umûr-u diniyede müsamaha veya teşebbühle medenîlere yanaşmayın. Çünkü, aramızdaki dere pek derindir; doldurup hatt-ı muvasalayı temin edemezsiniz. Ya siz de onlara iltihak edersiniz, veya dalâlete düşer, boğulursunuz.”4
Dipnotlar
- 3 Ebû Dâvûd, libâs 4; İbn Ebî Şeybe, el-Musannef 6/471.
- 4 Bediüzzaman, Mesnevî-i Nuriye s.114 (Habbe).