Dolayısıyla, bu ölçüde farklılıklar sergileyen ve şerre de hayra da açık duran insan hem kötülük hem de iyiklik hesabına hiçbir şeyi hafife almamalıdır. O, iyiliğin en küçüğünü dahi yapmaya çalışmalı; kötülüğün de küçüğünden büyüğünden yılandan çıyandan kaçar gibi kaçmalıdır. Aksi hâlde, insan hiç farkına varmasa da, en küçük bir kötülük ciddî deformasyonlara sebep olur. İçten içe bozulup çürümeler de Allah’ın nimetlerinin çekilmesine yol açar. Bu açıdan da, hususiyle dine hizmet eden mü’minler, i’lâ-yı kelimetullah yolunda mücahede etme nimetine mazhar oldukları andaki kıvamlarını sürekli korumalıdırlar; yoksa, ruh ve mânâ hayatı adına üst üste çatlamalar ve kırılmalar yaşamaları kaçınılmaz olur.
Binaenaleyh, başkalaşmamanın en önemli dinamiği, en küçük bir değişmeye karşı çok kararlı durmak ve değişmemek için sürekli takviyeye başvurmaktır. Takviye vesilelerinin başında ise, hayırlı bir çevre ve arkadaşlık halkası gelir. İnsanın vefalı, samimî ve sâdık dostlarının olması büyük bir bahtiyarlıktır. Nitekim, Hazreti Ömer (radıyallâhu anh) halife seçildiği gün, “Ey insanlar! Ben haktan ve adaletten ayrılırsam ne yaparsınız?” diye sormuş; “Şayet eğrilir ve haktan inhiraf edersen, seni kılıçlarımızla doğrulturuz!” cevabını alınca da “Elhamdülillâh! Eğrilirsem beni kılıçları ile doğrultacak arkadaşlarım varmış!” diyerek şükretmiştir.6 Hazreti Ebû Bekir (radıyallâhu anh) de hilâfet mesuliyetini üzerine alır almaz, halka hutbe vermiş ve sözlerini “Ey insanlar! Eğer iyi işler yaparsam beni destekleyin; yok eğrilirsem, o zaman da beni doğrultun!” cümlesiyle bitirmiştir.7 Evet, her insanın, “Kendi kendime ayakta duramayabilirim; fakat, eğer düşersem, şu arkadaşlarımın omuzlarına düşmeliyim!” diyebileceği ve kendilerine itimat edebileceği dostları olmalıdır.
Dipnotlar
- 6 Mevlâna Şiblî, Hz. Ömer ve Devlet İdaresi 2/297.
- 7 Bkz.: Abdurrezzak, el-Musannef 11/336; İbn Hişâm, es-Sîratü’n-nebeviyye 6/82.