İçeriğe geç

Hikmetin Lisan-ı Fasîhi (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) Efendimiz, “Din nasihattir.”11 buyurmuştur. Nasihat; hayırhahlık demektir; bir kimseye doğru yolu göstermek, yapması ve yapmaması gereken şeylere dikkatini çekmek ve onun hakkında hep hayır dileğinde bulunmak mânâlarına gelmektedir. Nasihat, insanları Allah’a, Resûl-i Ekrem’e ve din-i mübîne yönlendirmektir; onları, dünya ve ahiret hayatları hesabına faydalarına olacak işlere sevk etmektir. İşte, başkalaşmamak ve bir deformasyona uğramamak için, insanın, yüreğini coşturup yumuşatacak, dumura uğramış duygularını canlandıracak, likâullaha (Allah’a kavuşmaya) iştiyakını kamçılayacak ve fikir dünyasını aydınlatacak nâsihlere de her zaman ihtiyacı vardır.

Sözün özü; kâinatta, kudret ve iradenin tecellîleri olarak bildiğimiz “şeriat-ı fıtriye”ye ve kelâm sıfatından gelen ilâhî kanunlar mecmuasına riayet etmeyen toplumların veya mânevî hayatlarında iç değişikliğine uğrayan milletlerin –bugün hâkim olsalar da– yarınki mahkûmiyetleri kaçınılmazdır. Geçmişte inkıraza uğramış ümmetlerin mezarı sayılan tarih, âvâz âvâz bu gerçeği haykırdığı gibi, “Bir toplum iç dünyası itibarıyla kendini değiştirmedikçe, ruh ve mânâda deformasyona uğramadıkça, Allah bahşettiği lütufları geri alarak o toplumun iyi hâlini tağyir etmez” ilâhî beyanı da, hakimiyet-mahkûmiyet, izzet-zillet hususlarında önemli bir hakikati ve Müslümanların hâlihazırdaki ciddî bir problemlerini hatırlatmaktadır. Binaenaleyh, mü’minler için, başkalarına şirin gözükmek değil, kendileri olarak gönüllere girmek esastır; aksi hâlde, teşebbühü bir başkalaşmanın ve iltihakın takip etmesi kaçınılmazdır.

328