İçeriğe geç

Diğer taraftan, çok defa kendi iman, mârifet, muhabbet, aşk ve iştiyakımız bizi canlı tutmaya yetmeyebilir. Kimi zaman, bakışlarımız bulanabilir ve kalbimiz katılaşabilir; günlük hayatın çok çeşitli meşgaleleri içinde aşk u heyecanımız sönmeye yüz tutabilir. Bu muvakkat hâlin neticesinde –Allah korusun– sefahate düşebilir, özümüzden uzaklaşabilir ve yabancılaşma temayülleri gösterebiliriz. Fakat, şayet en az üç kişilik bir cemaat hâlinde olursak, o zaman diğer iki arkadaşımızdan hiç olmazsa birinin aşk u şevkinden beslenir, bir müddet onun mârifet ve muhabbet çeşmesinden su içer ve yine kendi atmosferimizin havasını teneffüs edebiliriz.

Bu itibarla da, her zaman arkadaşlarımızla beraber olmaya çalışmalı; böylece cemaatin bereketiyle hem kendimizi hem de kardeşlerimizi değişip başkalaşmalardan korumalıyız. İnsanın tek başınayken yüzde doksan ihtimalle düşebileceğini ama bir cemaat içinde düşme ihtimalinin belki ancak yüzde on olduğunu hatırdan çıkarmamalıyız.

Evet, iki kişinin bir kötülük üzerinde anlaşması da, zayıf bir ihtimal bile olsa mümkündür. İnanan üç insanın fenalıkta anlaşıp bir araya gelmesi ise âdeta imkânsızdır. Nitekim, Allah Resûlü, “İki kişi de şeytandır; üç kişi ise cemaattir.”10 buyurmuştur. Bu açıdan, insanın kendisini sağlama alabilmesi için arkadaşlarına dayanması, onlardan kuvvet alması ve “Şayet, eğrilirsem beni düzeltin!..” diyerek onlara kendisini ikaz etme selâhiyeti vermesi şarttır.

327