İçeriğe geç

İnsan bazen gençliğine, sağlığına, servetine ve makamına güvenir; rahat ve rehavet içinde yaşayıp gidiyorken ölümü çok uzak görür. O yer yer elindeki imkânların kaçıp gitmesinden korksa da, kendisinin de bir gün göçüp gideceğini düşünmez; hatta ölümü hiç aklına getirmemeye çalışır, ondan bahsedilmesinden bile rahatsızlık duyar. Hâlbuki, ölümün ne zaman kimin kapısını çalacağı belli değildir; nice genç ve sıhhatli insanlar vardır ki, hiç beklenmedik bir anda, yakınlarına “elveda” bile demeden ebedî âleme irtihal etmişlerdir. Şu hâlde, mü’min bu dünyada bir misafir gibi yaşamalı ve her an öteler ötesine yürümeye hazır olmalıdır.

Nitekim, bir gün, Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtu vesselâm), Abdullah İbn Ömer’in (radıyallâhu anhüma) omuzundan tutmuş ve ona “Dünyada bir garip gibi yaşa veya bir yolcu gibi ol! Daha ölüm gelip çatmadan kendini kabir ehlinden say!” buyurmuştur. Ömrü boyunca bu nasihate muvafık yaşayan İbn Ömer (radıyallâhu anhüma) Hazretleri de, her fırsatta Allah Resûlü’nün ikazını hatırlatarak şöyle demiştir: “Akşama erdin mi, sabahı bekleme; sabah edince de akşama ulaşacağını umma. Sıhhatin yerindeyken hayırlı işler yapmada acele et; hayatını ölüm ve sonrası için azık tedarik ederek değerlendir.”7

Adanmışlığın da Dereceleri Var!..

77