İçeriğe geç

İnsan, tabiatına yerleştirilen gelecek kaygısını yaratılış hikmetine uygun olarak değerlendirmeli; bu his sayesinde, dünyanın geçiciliğini farketmeli, imtihan yurdunda olduğunu bilmeli ve ebedî bir hayat için hazırlanmalıdır. O, “Yarın ne yiyip içeceğim?” ya da “Seneye nerede olacağım?” gibi sorulara cevap aramaktan ziyade, “Acaba son yolculuğa hazır mıyım? Mü’mince ölebilmem için en büyük vesile olan tahkikî imanı elde edebildim mi? Azığımda kabrimi nurlandıracak teheccüt aydınlığına da yer verdim mi? Mahşer meydanında Arş’ın gölgesinde serinleyecekler arasında bulunma keyfiyetine erebildim mi? Bütün kul haklarından sıyrılıp geride görülmemiş bir hesap bırakmadan mizanın başına gidebilecek miyim? Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in “Livaü’l-hamd”i altında ben de bir yer tutabilecek miyim? Sırat’ı geçip Cennet’e yürüyebilecek ve salih kulların arasına girebilecek miyim? Acaba ben de Cemâlullah’ı görme ve rıza-yı ilâhîyi duyma şerefine nâil olabilecek miyim?” diye düşünmeli ve bu hususların endişesini taşımalıdır.

Bir Kalb Hastalığı: Tûl-i Emel

Ne var ki, insanın zaafa açık noktalarından birisi olan “tûl-i emel” duygusu, endişe-i istikbalin yüzünü ahiretten dünyaya çevirmekte ve insanın buradaki arzu, istek ve beklentilerden sıyrılıp ötelere müteveccih yaşamasına mani olmaktadır. Gelecek kaygısının sadece bu hayatla sınırlıymış gibi algılanmasına sebebiyet veren hususların başında “tûl-i emel” gelmektedir. Tûl-i emel; hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya bağlanmak; sonu gelmez isteklerin, bitmez tükenmez arzuların, önü alınamaz hırsların ve tamahın peşine düşmek demektir.

75