Evet, en çok düşünülmesi ve endişe duyulması gereken istikbal, beş-on yıl sonraki “yakın gelecek” sayılan günler değil, her an başlaması muhtemel olan ahiret istikbalidir. İnsan, Cennet’e nâil olma istikbali, Cemâlullah’ı müşâhede istikbali ve Allah’ın rızasını kazanma istikbali peşine düşmeli ve her şeyden önce, her beklentiden öte, her arzunun üstünde bunları düşünmelidir. Nitekim, Nur Müellifi, “Ey insan! Bilir misin nereye gidiyorsun ve nereye sevk olunuyorsun? Dünyanın bin sene mesudâne hayatı, bir saat hayatına mukabil gelmeyen Cennet hayatına ve o Cennet hayatının dahi bin senesi, bir saat rüyet-i cemâline mukabil gelmeyen bir Cemîl-i Zülcelâl’in daire-i rahmetine ve mertebe-i huzuruna gidiyorsun.”13 diyor.. diyor ve nihayet yetmiş, seksen, doksan sene de yaşasa, insanın ölüp gideceğini ama ötelere sehayate çıkarken iman gibi bir iksiri azık edinirse tarife gelmez ahiret nimetlerini orada hazır bulacağını hatırlatıyor.
Şu hâlde, bu hakikatlerin her zaman hatırlanması, kalbin bunlarla sürekli cilalanması ve ahiretle alâkalı mülâhazaların daima canlı tutulması gerekiyor. “İkbalim, istikbalim, mutlu geleceğim…” diyen kimselere, “İlle de bir istikbalden bahsedecek ve ona ait meselelerle dertlenecekseniz, işte size seksen-doksan seneyle de sınırlı olmayan ve hiç sonu gelmeyen bir istikbal.. nimetleriyle bitip tükenme bilmeyen bir istikbal.. istikbal-i ahiret!..” deyip ölüm ötesine dikkat çekmek icap ediyor.
Dipnotlar
- 13 Bediüzzaman, Mektubat s.260 (Yirminci Mektup, Birinci Makam, On Birinci Kelime).